Duyurular

Transfobi Öldürür!

Fotoğraf: Cansu Yıldıran
Hayat paylaşınca güzelShare on Facebook0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Share on Google+0Share on Tumblr0Print this pageEmail this to someone

Transfobi! Bu kavramın üzerinden meydana gelen pek çok olayın gerçekleştiği düşünüldüğünde, özellikle son bir yıl içerisinde gerek LGBTİ bireyler tarafından gerekse sosyal medyadan yapılan tepkilerle Trans bireylerin uğradıkları haksızlıklara karşı sessiz kalmama girişimleri gerçekleşti. Bu denli tepkilerin çığla büyüdüğü ve haksızlığa karşı ses çıkarılan bu kavram peki neyi ifade etmekte yani nedir bu Transfobi?

Hazırlayan: Nilimsi

 

Transfobi, transseksüel, travesti, transgender, genderqueer gibi trans kimliklere duyulan korku, nefret ve ayrımcı davranışları içerir. Bu nefret ve korkunun fiziksel bir şiddet boyutuna varmasıyla ve Levine ve Leonard (1984)’ın enformel ayrımcılık olarak ele aldığı doğrudan cinsel taciz, sözlü taciz ve kişinin özel alanının ihlal edilmesiyle ortaya çıkan şiddet temelinde tanımlanmasıyla ortaya çıkan nefret suçları bu bağlamda onun varlığını ortaya koyar.
Şimdi özellikle son bir yıl içerisinde gerçekleştirilen nefret suçlarını, sonrasında gerçekleşen diğer yıllardaki bazı nefret suçlarını da içine alarak akabinde ise transfobinin toplum tarafından bu denli yaygınlaşmış olmasını, Türk toplum yapısını da göz önünde bulundurarak yaşanan bir takım olayları ele alıp incelediğimizde; Ankara’da evlerine giden iki trans kadın hiçbir gerekçe gösterilmeden keyfi olarak gözaltına alındı. (Perşembe, 07 Nisan 2016)

Avcılar’da oturan trans kadının evine 20 kişilik transfobik bir grup saldırdı. Olay yerine gelen polis “Taraflar barışsın, bugün bayram günü” dedi. (Perşembe, 07 Temmuz 2016)

Hande Kader, 7 Ağustos 2016 günü kaybolmuştu. Yakılmış bedeni Zekeriyaköy’de 12 Ağustos günü bulunmuştu.

Bir insan bedeni düşünün! Her türlü işkenceye maruz bırakılsın ve sonra o narin bedeni hunharca yakılarak katledilsin. Tüm trans kadınların sesiydi o… Trans bireylerin savunucusu olarak her zaman en önde mücadele etmişti. Ardından Bursa Merinos’ta 25 Ağustos Gecesi saat 01:00 sularında polis tarafından şiddete uğrayan trans kadın N., Özgür Renkler Derneği’ne başvurdu. Polis şiddeti sonucu N.’nin dudağı patladı ve belinde incinme oluştu.
Ve bunun gibi daha nicesi meydana geldi.

Gerçekleşen bu tür olayların hepsini ele almak elbette mümkün değil ancak son zamanlarda artan transfobik eylemlerin şiddete ve nefret cinayetlerine dönüşmesi trans birey olalım yahut olmayalım “dur!” demeyi gerektiriyor. Bu anlamda nefret cinayetlerinin gündeme bu denli oturması bu konuda araştırma yapıp toplumun bu konuda aydınlanmasını istemem de etkili oldu. Geçenlerde bu konuya ilişkin yaptığım çalışmalardan rastladığım bazı araştırma sonuçları dikkatimi çekti. Örneğin;

Transgender Europe tarafından yürütülen Transrespect Versus Transphobia (TvT) araştırmasına göre, Türkiye nefret cinayetlerinin en sık işlendiği ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de son 6 yılda 34 trans kadın ateşli silahla, kesici aletle ya da dövülerek öldürüldü. Trans kadınlara yönelik nefret cinayetlerinde kullanılan yöntemler arasında ise yüzde 61’lik oranla kesici aletlerin fazlalığı dikkat çekiyor. Üstüne üstlük, yapılan Trans Bireylere Yönelik Nefret Suçu Araştırması Anketi’ne göre; Anketi cevaplayanların hepsi trans kelimesinin ne anlama geldiğini biliyor ve yüzde 66’sının LGBTİ bireyi tanıdığı veya akrabası var. Yanıt verenlerin yüzde 15’i trans bireylerden rahatsız olurken, trans cinayetlerinden sorumluluk hissetmeyenlerin oranı ise yüzde 40. Trans cinayetlerine ilişkin haberleri takip edenlerin oranı ise yüzde 69.

Şaşırtıcı değil mi? Tüm bu verilerden yola çıkıldığında Türkiye’de gerçekleşen nefret suç ve cinayetlerinin ne kadar vahim sonuçlara ulaştığı şüphesiz görülmekte… Peki bu transfobinin ta kendisi değildir de nedir?

Gerçekleşmesini hiç istemediğimiz ancak meydana gelen bu birtakım olaylar içerisinde daha sayamadığımız nice bedenler var ki Ambulans kirlenir diye alınmayan, öldüğünde polisin ben onun bedenine dokunmam deyip bedeni arkadaşlarına taşıtılan, darp edilip şikayet etmeye gittiğinde bir de polis tarafından taciz edilen, dövülen, tehditlere maruz kalan… Fiziksel şiddete uğramasa bile sözle taciz edilip hakları hiç edilen. Çok fazla örnek verdim biliyorum ama dayanamadım! Gündemde yeni meydana gelen bir olay, Çağlar Hamza… Kendisine gittiği spor salonunda trans erkek olması nedeniyle 3 seçenek sunuluyor: Ya kadınlar soyunma odasında giyinip duş almasını, ya dışarıda üzerini değiştirmesini ya da üyeliğini dondurması gerektiği söylenilen Çağlar Hamza’ya nüfus cüzdanının pembe olmasından dolayı erkekler soyunma odasının kullanmasının yasak olduğu belirtiliyor. Bu spor salonu tarafından gerçekleştirilen transfobik ayrımcılık karşısında gündelik hayatında istemediği bir duruma karşı seçim yapmak zorunda bırakılıyor.

Trans bireyler diyoruz, neler yaşıyorlar… Bedenleri ile ilgili verdikleri kararlar kendilerinden çok çevrelerindeki insanları ilgilendirirken(!), ailelerine ve çevrelerine açılma süreçlerinde çektikleri zorluklarla karşılaşırken, yıllar boyunca belki de en iyi üniversitelerde en güzel bölümleri kazanıp bitiren ancak mesleklerini icra edemiyorken, onların yaşam mücadeleleri, sürekli toplumun “norm”larına göre hareket etmek zorunda bırakılırken, onlar sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Belki bir gün birinin kurşunu, diğerinin bıçağı, diğerinin elle tacizi, bir başkasının bedenini yakması korkusuyla yaşıyorlar…

Toplum tarafından benimsenen kişinin doğduğunda var göründüğü cinsel kimliği, o kişinin hayat boyu bedeninde o bedende yaşamaya çevresi tarafından mahkum bırakılmış bedenler… Kadın ve Erk-ek. Bir bireyin doğduğunda fiziksel görüntü olarak kadın bedeni ancak hislerinde erkek gibi hissetmesi yahut tam tersi durumda var olması, toplumun “norm”larında, kadının göğsü ve vajinası varsa kadın; erkeğin kasları ve penisi varsa “erkek”, olumsuz tavırlarla ortaya çıkarak onların günahkar, mental hasta ya da “anormal” olduğuna ilişkin önyargılarla meşrulaştırılmaktadır. (Levine ve Leonard, 1984: 706) Var olan toplum yapısı göz önünde bulundurulduğunda, sürekli olarak vurguladığımız ataerkil yapının varlığı ve toplumda eril “iktidar”ın ağır basması, laf gelmesin diye üstünü kapattığımız tüm nefret cinayetlerinin varlığının göz ardı edilmesine yol açıyor. Toplum yapısındaki bazı kült yaklaşımlar, LGBTİ bireylerin özellikle Trans bireyler üzerinde olumsuz etkiye yol açmakta ve hatta bu yaklaşımların eyleme dökülmesinin yanı sıra insanlar tarafından uğradıkları sözle, bakışla yahut fiziksel uğradıkları taciz; sırf bu kişilerin toplumda yer edinen kadın-erkek bedeni algısını alt üst etmesi nedeniyle haklı bir sebep olarak görülüyor.

Bir an için nefret cinayetlerinde hayatlarını yitiren trans bireylerin, toplum tarafından öngörülen “normal” bireyler olduğunu düşünelim. Bu bireylerin haklarının savunulması daha çabuk ve gidilen hukuki sürecin neticesinin daha hızlı elde edilebileceğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Peki kendi bedeni üzerinde söz sahibi olan bizler için, bu hakkı kullanan bireylere karşı neden bu kadar nefret dolu olunuyor? Toplum yapısı? Ataerkillik? ERK iktidarını meşrulaştırma? Tüm bunları nereye koyarsanız koyun! Ancak bu cevaplar bile bu durumu açıklamakta artık yetersiz kalıyor. Bu soruların cevabı için sürekli olarak var olan toplum yapısına yöneliyoruz ancak bu yapının baştan itibaren yanlış bir şekilde oluşması tüm verilen cevapları ne yazık ki çözümsüz bir sonuca götürüyor. Değişmesi zor görülen ancak hayatta hiç bir zaman imkansız diye bir şeyin olmadığı kanısından yola çıkarak; bu devranın bir gün değişeceği ve bunu LGBTİ bireyi olsun olmasın düşünebilen ve düşündüğünü ifade eden canlılar olarak bizler, yani toplumun her bir ferdi bunu değiştirecektir. İnanıyorum! Sokaklarda gerçekleştirilen yürüyüşlerde bizlere, LGBTİ bireylere taşlar sopalar değil karanfiller fırlatılacağı günler yakın…

Bu anlamda toplumun üzerine düşen ise bir başka bireyin yaşamına, özgürlüğüne, haklarına saygı duymak ve bu konuda önce bu toplumun bireyleri olarak bilinçlenmek daha sonrasında ise bu konuda farkındalık yaratmak… İşte bu toplum için zor olmamalı… Trans Bireylerin ve gerçekleşen nefret cinayetlerinin varlığı ile ilgili sözlerimi noktalamadan önce Hande’mizin son katıldığı yürüyüşte kendisini çeken basın mensuplarına “Çekiyorsunuz ama yayınlamıyorsunuz, sesimizi kimse duymuyor.” diyerek sitem edişine binaen,

“Susma haykır, translar vardır.”

“Transfobi Öldürür!”

Bu yazı ilk defa Homojen Dergi‘nin 6. sayısında yayınlanmıştır.

 

Hayat paylaşınca güzelShare on Facebook0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Share on Google+0Share on Tumblr0Print this pageEmail this to someone




Leave a comment

Your email address will not be published.


*