SON HABERLER

Barbaros Şansal: Bugünler de gelip geçecek

Barbaros Şansal, cezaevinde yaşadıklarını Cumhuriyet gazetesinden Seyhan Avşar’a anlattı: “Cezaevinin yemeklerini yemeyi reddettim. Uluslararası bir havaalanında beni linç edenler, cezaevinde de kolaylıkla zehirleyebilirlerdi.”

Attığı bir tweet nedeniyle 56 gün tutuklu kaldıktan sonra önceki gün serbest bırakılan modacı Barbaros Şansal, Cumhuriyet gazetesinden Seyhan Avşar’a verdiği röportajda “Bu bir dönem, bugünler geçecek. En önemli şey Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarsızlaştırılması. Hukuk içi boş bir çuvaldır. Ne doldurursanız, onu geri alırsınız” diyor.

Kıbrıs’a talimat gitti

Kıbrıs’a bir talimat gitti. Yasa dışı bir şekilde Kıbrıs’tan sınırdışı edildim. Bakanlar Kurulu kararı yok. İçişleri Bakanı’nın imzası yok. Bir kaç kişinin verdiği bir dilekçe ve birkaç saat içinde olan olaylar… Taşınabilir eşyalarıma el konuldu. Avukatlarıma, yakınlarıma haber vermeme izin verilmedi. Ergenekon, Balyoz gibi bir kumpas düzenlendi. Malımın, mülkümün, paramın olduğu bir ülkeden apar topar gönderildim. Havadayken, uçtuğum uçak ve koltuk numarası sosyal medyada paylaşılmıştı. Kıbrıs 1965’ten beri benim vatanım. İnsan insana kırılır. İnsan toprağa kırılmaz.

Zehirleyebilirlerdi…

İlk iki gün nezarette kaldım. Görevlilerin bana yönelik davranışları hiç hoş değildi. ‘Adam olsaydında kafanı kırmasalardı’ diyenler vardı. İlk gece bir sağlık görevlisi, ‘Bize cinsel hastalıklarını bulaştırmaya mı geldin’ dedi. Cezaevinde homofobi ve antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) çok fazlaydı… Sabancı Suikasti faili İsmail Akkol ve vegan-anarşist Osman Evcan koğuş komşumdu. İlk gittiğimde avlumun tepesi açıktı. Ordan dergi, gazete vs. attılar. Kısa bir süre sonra gökyüzü de kafeslendi. Lağım kokan rogarlardan konuşabiliyorduk. En sondaki hücrede ve tecritte olduğum için hiç insan görmedim. Tecrit penceremin önünden insan da geçmiyordu. Bir kez avukat görüşüne giderken Musa Kart ile karşılaştım. ‘Selam Barbaros Bey’ dedi. Benim konuşmam yasak olduğu için ancak elimle Musa’ya bir sevgi işareti yapabildim… Ne kuş, ne böcek görebildim. Karınca dahi görmedim. Canlılık belirtisi olarak sadece duvarımdaki iki sivrisinek leşi ve tavanın köşesindeki kuru bir örümcek ağı vardı. Kaldığım süre boyunca, sadece beş tane mektup elime ulaştı. Cezaevinin yemeklerini yemeyi reddettim. Uluslararası bir havaalanında beni linç edenler, cezaevinde de kolaylıkla zehirleyebilirlerdi.

Demirden yeni çıktım. Yaralarım yeni iyileşiyor

Bir babanın, üvey oğlunun kafasına sopayla vurup, kuyuya atması ve hamile olan eşi. Bu toplumun bir fotoğrafıydı. Bu kadar mı sevgisiziz? Bütün gün bu habere üzüldüm. Vakıflardaki çocuk istismar haberleri beni çok etkiledi. Birde Varlık Fonu meselesine çok üzüldüm. Gazetenizdeki, ‘İçeriye Mektuplar’ kısmını ise beni bol bol güldürdü.
Gözaltında etrafımda yedi, sekiz polis varken linç edildim. Uçaktan bakınca apronda sol tarafta birikmiş güvenlik görevlisi olduğunu görünce bir şeyler olduğunu düşündüm. Ama böyle birşey olacağı aklıma gelmezdi. Uluslararası organize bir şuç örgütünün lincine maruz kaldım. Ayakkabılarım çıktı. Şu an dişlerim sallanıyor. Vücudumdaki yaralar yeni yeni iyileşmeye başladı. Bir hafta boyunca idrarımdan kan geldi. TGS ve Türk Hava Yolları (THY) ve TAV işletmeleri bunun hesabını verecek. En çok üzüldüğüm nokta bu görüntülerin servis edilmesi. Üzüldüm çünkü bütün dünya bu görüntüleri barbar Türkler diyerek kullandı. Türk halkı aşağılandı. Yunanistan mahkemelerinde Türkiye’de işkence var diyen askerler benim görüntülerimi kullandı. Maddi, fiziki ve manevi hasar gördüm. Bize kurşun değmez. Demirin içinden çıktım. 3 adıma 3 adım güneş görmeden, insan görmeden, tecritte olduğum bir hücreden çıktım. Korkar mıyım?

Röportajın tamamını okumak için tıklayın…

 

 




Leave a comment

Your email address will not be published.


*